CenkErdem.com Anasayfa
Forum Girizgah Forum Girizgah >  ® MÜEBBET and also MUHABBET > Once upon times in the Pencap's flats
  Yeni Mesaşlar Yeni Mesaşlar
  Soru & Cevarp Soru & Cevarp  Forumda Ararım   Üye Olcam Üye Olcam  Gircem Gircem

Hoverkraft Pencap'da

 Cevarp Yaz Cevarp Yaz
Yazar Kişi
Mesaş
  Başlık Ararım Başlık Ararım  Başlık Seçenekleri Başlık Seçenekleri
hoverkraft Liste Göster
Emekçi Üye
Emekçi Üye
Avatar

Kayıt: 22 Nissan 04
Yer: Russian Federation
Durum: Çevrimdışı
Mesaşlar: 185
Mesaş Seçenekleri Mesaş Seçenekleri   Arak hoverkraft Arak  Cevarp YazCevarp Direct Link To This Post Başlık: Hoverkraft Pencap'da
    Yazım: 14 Şehmuz 18 saat 02:40
Pencap Bozkırları'na bastıran öğle sıcağı, sanki bozkır "baskılar bizi yıldıramaz!" diye slogan atıyormuşcasına şiddetini git gide arttırıyordu. Bu da doğal olarak serinlemek için hızla koşan Pencaplı Yeşil Panterlerimizin daha da hızlanmalarına neden oluyordu. Çünkü hızla koşarken vücutlarına çarpan hava akımı onları serinletiyordu. Üstelik, koştukları için ortaya çıkan vücut ısıları ile koşarken hava ve toprakta neden oldukları sürtünmenin yarattığı ısının ortamın sıcaklığını arttırmasını umursamıyorlardı. Koşmak onları Pencaplı Yeşil Panter yapan yegane şeydi. Pencaplı ve yeşil olmalarının dışında... Ee tabi bi de panter...

Ancak bölgedeki bu olağan dışı ısı kaynağı sonunda birilerinin dikkatini çekti. Küresel ısınma ve iklim değişikliğine savaş açan gizli bir örgüt olan "Calefactio Templariis" uydu görüntülerinde beliren bu tuhaf sıcak noktaları araştırması için en güvendikleri ajanları olan Hoverkraft'ı görevlendirdiler.

Aslında emekli olmuştu. İzmir, Seferihisar'da kendine uygun küçük bir hisar alıp restore ederek "ne alırsan bir milyoncu" açmıştı. Dolar üstünden ticaret yaptığı için işleri iyiydi. Ama görev kutsaldı. En ufak bir tereddüt bile göstermeden kendine bir sivas kangal tarafından ulaştırılan görev emrini kabul etti. Zira teşkilat içi haberleşmeyi sağlayan bu sivas kangallar, en ufak bir tereddüdü bile sezecek şekilde eğitiliyorlardı.

Hover, sefer görev emrini alıp sefer tasını hazırlayıp "bakalım bu sefer neler olacak?" diyerek Seferihisar Limanı'ndan demir aldı. Akdeniz'de ilerlerken başı derde giren birkaç Suriyeli mülteciyi batmakta olan plastik botlarından alıp yavru vatan Kıbrıs'a sağ sağlim bıraktı. Kumarhanelerinde harcamaları için ceplerine üç beş bişey de koydu tabi... Güney Kıbrıs açıklarında doğal gaz arayan israilliler'e şaşkınlıkla baktı. "Gaz odalarında hayatını kaybeden yahudi ataları bu günleri görseydi o gazı çıkarmalarına izin verirler miydi?" diye düşünmeden edemedi...

Bu düşüncelerle Süveyş Kanalı'na vardı. Ama kanalda çok trafik olduğundan bir hoverkrafta yakışanı yaparak Kudüs'te karaya çıktı. Ama içi rahat değildi. Kutsal topraklara ayaklarıyla basmak ona ters geliyordu. Dolayısıyla Bağdat üzerinden gitmeye karar verdi. Klasik yönteme başvurarak Bağdat'ı sora sora bulacaktı. Ancak hesaplamadığı bir şey vardı: son Amerikan işgalinden sonra Bağdat, Beyrut'a dönmüştü. Bu yüzden yanlışlıkla önce Beyrut'a gitmiş üstelik orada da Suriye'li mültecileri görünce Şam'a gittiğini sanmıştı. Kristof Colomb bile bu kadar yanılmamıştı nerede olduğuyla ilgili... Sonunda kendisine ikram edilen şekeri nazikçe reddedip, güneye yönelmiş ve sıcak kumlardan yanan ayaklarını Basra Körfezi'nin serin ve petrol yönünden zengin sularıyla rahatlatmıştı.

Kuveyt önlerinden geçerken "Saddam did nothing wrong!" diye bağırıp yöre halkını selamlamış, ardından Dubai semalarında yükselen gökdelenlerin gölgesine sığınmış Dubaililer'in altın kaplama ferrarilerine birazcık su fışkırtmıştı.

Umman Körfezi'ni ummadık şekilde olaysız geçti ve Karaçi'de karaya çıktı tekrardan... Ve sonunda kuzeydoğu yönünde 600 km daha gittikten sonra Pencap'a ulaştı...

Güneş batmak üzereydi. Etrafta tozu dumana katarak koşup duran Pencaplı Yeşil Panterler ufukta, batmakta olan güneşin hemen altında beliren toz duvarını önce kendilerinden birine ait sandılar. Ancak zaman geçtikçe başka bir şeyin yaklaştığını anladılar. Zira bu kadar zaman geçmesine rağmen hala uzakta olması bunun bir Pencaplı Panter olmadığının kanıtıydı. Bu kadar yavaş bir şey kendilerinden olamazdı. Peki kimdi bu davetsiz misafir? Gerçi buraya gelen tüm misafirler davetsizdi. Yani kim birini Pencap'ın Büyük iskender tarafından yok edilmiş ve bozkırlaşmış topraklarına davet ederdi ki?

Yaklaşmakta olanın yeterince hızlı yaklaşmamasından gayrı Yeşil Panterlerimiz "bize bir adım gelene biz koşarız" dercesine ileri atıldılar. Kısa süre sonra iki taraf, tarafsız bir noktada buluşmuşlardı. Birbirlerini baştan aşağıya süzüp, şöyle bir tarttılar. Hoverkraft bir taşıt olması nedeniyle büyük ve ağırdı. Buna mukabil Panterler sayı ve seyirci üstünlüğüne sahipti. Dolayısıyla barışçıl bir karşılamadan başka çare kalmamıştı.

"Buyrun kime bakmıştınız?" dedi Pencaplı Panterlerin Lideri...

Hoverkraft nazikçe yanıtladı:

- Merhaba! Ben küresel ısınma ve iklim değişikliğini durdurmayı kendine görev edinmiş Calefactio Templariis isimli gizli örgütün bir ajanı olarak bölgedeki olağan dışı ısı kaynağını araştırmak ve durdurmak için gönderildim.

Hoverkraft'ın en güvenilir ajanları olmasının nedeni işte bu açık sözlülüğü ve buna rağmen kendisine verilen tüm görevleri bir şekilde başarmasıydı.

Panterler kendi aralarında yaptıkları kısa bir istişareden sonra liderlerinin de onayıyla kendisinin kaybolmuş ve sıcaktan beyni akmış bir kazazede olduğuna hükmettiler ve dinlenip kendine gelmesi için kasabalarına davet ettiler.


İlk bir kaç günün ardından bu tuhaf yabancıya karşı çekingen olan halkla, meraklı çocukların oyun oynama isteği ve Hover'in çocuklarla iyi anlaşan bir yapıya sahip olmasının aradaki buzları kırmasıyla, bu yabancı arasında bir samimiyet kurulmuştu. Üstelik Hoverkraft'ın devasa pervaneleri kasaba halkının oturdukları yerde serinlemelerini sağlıyordu. Koşarak serinlemek güzeldi. Bu onların yaşam tarzıydı. Hem geleneklerini yaşatıyorlar, hem avlanıyorlar, hem de koşarak zaman geçiriyorlardı. Ama şu veya bu sebeple durmaları gerekince çok daha fazla terliyorlardı. Vücut ısılarını düşürmek neredeyse imkansızdı. Bu nedenle hava gece soğuyana dek koşuyorlardı. Ama şimdi oturdukları yerde serinliğin tadına varabiliyorlardı.

Ancak tahmin edeceğiniz üzere bu durum gelenekçi kesimde bazı homurdanmalara ve hatta hıslama ve tısslamalara yolaçtı. Köyün büyücüsü ve ruhani koruyucusu olan Pencaplı Yeşil Üzeri Siyah Puantiyeli Panter
arkasına aldığı bir kaç heyecanlı gençle lider Pencaplı Panter'in huzuruna çıkıp huzurunu kaçırmaya karar verdiler. Zira onların huzuru bozulmuştu dolayısıyla herkesin huzuru kaçmalıydı.

"Huzur koşmaktadır!" dedi Siyah Puantiyeli Yeşil Büyücü Panter:

- Bizi biz yapan şey, bugüne dek bu bozkırlarda hayatta kalmamızı sağlayan şey koşmaktır. Dolayısıyla bu toplumun lideri olarak birkaç gündür başımıza bela olan bu pervaneli ifridi topraklarımızdan kovmanız gerekmektedir!

Bu coşkulu ve bir o kadar da hadsiz çıkışı beklediği gözlerinden belli olan Lider Panter, diplomatik ve bilgece karşılık verdi:

-S*ktir lan ibne! Kabilenin reisi benim ve neyin gerekli olduğuna ben karar veririm! Sırf puantiyeli olduğun için özel yeteneklere sahip olduğunu ve benimle bu şekilde konuşabileceğini sanıyorsan yanılıyorsun. O puantiyelerin, kutsallığından değil büyükannenin zamanında bir leoparla çifleşmesinden kaynaklandığını herkes biliyor! Koşmak mı istiyorsun? Güzel! Kimse seni tutmuyor. Ama sakın ola koşmamayı seçenlerin hayat tarzına karışayım deme! Ve misafirim Hoverkraft'tan da uzak dur. Yoksa seni öyle hızlı koştururum ki puantiyelerin arkanda kalır!

Bu kendisini alaya alana sözler ve tehdit bir an için büyücünün büyülenmiş gibi donmasına neden olmuştu. Ki donup hareketsiz kalmak bir Pencaplı Panter'in yapacağı son şey olurdu genellikle... ölünce... Sonunda konuşacak cesareti tekrardan bulan Büyücü Panter çıkıştı:

- İşte! İşte! Görüyorsunuz "Lider" dediğiniz adamı! Kutsal değerlerimize hiç saygısı yok! Böyle giderse genç nesil koşmak nedir bilmeyecek! Dinini unutacak! İki adım koşup yorulan batılı çitalar gibi olacaklar! Koşan nesil istiyorum! Koşun!

Bu emirle birlikte kendisine refakat eden heyecanlı gençlerden oluşan fedailer, lidere doğru hamle yaptılar. Konuyla ilgisiz şekilde o sırada takvimler 15 temmuzu gösteriyordur...


Liderin evinde bu darbe arbedesi yaşanırken, Hoverkraft kasabalı bir grup gençle etrafı dolaşmaya çıkmıştı. Onları tanımaya, neden bu kadar hızlı ve sürekli koştuklarını anlamaya çalışıyordu. Belki onları bu kadar çok koşmamaya ikna edebilirdi eğer neden koştuklarını anlarsa... Zira bu şekilde yüksek hızlarda koşarak inanılmaz miktarda ısı açığa çıkartıyorlardı ve bu küresel ısınmayı hızlandırabilirdi. Gerçi iklim değişikliğinin bu çorak bozkıra daha fazla zarar verebilecek bir şey olduğu da şüpheliydi...

Yanındaki gençlerden biri heyecanla zıplayıp öne atıldı:

-Hey! Hadi Lucknow Skyrunner'ın anıtına gidelim!

Hover isim karşısında şaşırdı:

-Luck ne? Kimin mezarı?

-Lucknow Skyrunner Pencaplı Yeşil Panterler'in en büyük lideri ve kahramanıdır. Anlatıya göre kendisi Hindistan'n Uttar Pradesh eyaletinin Lucknow şehrinden gelmiş bu topraklara... Yani bu topraklar dışında doğan tek yeşil pantermiş kendisi... Makedon'lar M.Ö. 326'da topraklarımıza saldırdığında doğduğu yeri terketmiş ve buraya gelip bizzat karşısına çıkmıştır Büyük İskender'in... Efsaneye göre  İskender saldırmadan önce Pencap yemyeşil ve verimli bir araziymiş. Zaten bu nedenle panterler kamufle olmak için yeşil renkli postlara sahiplermiş. Buralarda akasya ve palmiye ağaçları yetişirmiş. Panterler o zamanlar avlarını ağaç tepelerinde bekleyip yakalarmış. Şimdiki gibi koşmazlarmış. Ama savaş zamanı İskender "yaşayan her şeyi yok edin!" emrini verince tüm ağaçları ve bitki örtüsünü yakıp yok etmişler. En son panterler ordu tarafından kuşatılmış. Tabi o zamanlar fazla koşamadıkları için kaçamamışlar. İşte Lucknow Skyrunner öne atılıp Büyük iskender'e meydan okumuş. iskender de en sevdiği köpeği Peritas'ı öne sürüp eğer onu yarışta geçerse halkını kurtarabileceğini söylemiş. Tabi Peritas bir yarış tazısı olduğu için kimse koşmayı beceremeyen Pencaplı Yeşil Panter'e şans vermemiş. Ama bilmedikleri şey Lucknow'un baba tarafından Anadolu Aslan'ı olduğuymuş. Yarış başlamış ve kısa süre sonra Pencaplı'nın kaybedeceği ortaya çıkmış. İskender'in yarış tazısı Peritas metrelerce fark atmış. İşte tam o sırada tüm umutların tükendiği anda Lucknow hızla öne atılmış. Aradaki muazzam farkı kısa sürede kapatıp yarışı kazanmış. İskender gözlerine inanamamış tabi... Muzaffer panteri yanına çağırıp bunu nasıl yaptığını sormuş.
Anlatılanlara göre aralarında şu dialog geçmiş:

Lucknow Skyrunner: Yarışı kaybedeceğimi anlayınca korktum. Sonra küçükken Anadolu Aslanı olan babamın dediği bir şey geldi aklıma:"Bak oğlum! Erkekliğin 10'da 9'u kaçmaktır! Muhtaç olduğun hız damarlarındaki asil adrenalinde mevcuttur!" İşte o anda yarışı kazanmak için değil kaçmak içinmiş gibi koşmaya başladım. Bu da bana 10'da dokuzluk yani %90'lık bir hız kazandırdı. işte köpeğinizi böyle yendim!

Büyük İskender: Köpek deme! İsmi var onun! Peritas! Gel bakayım babana! Uyyy yerim seni ben! Neyse... Yarışı kazandın. Sözüm söz! Nöbetçiler! Salın panterleri! Serbestler! Kimse onlara dokunmayacak! Peritas'ı da pişirin. Akşama yiyeceğim. Eee sözüm söz dedik!

İşte efsane böyle! Pencaplı Yeşil Panterler'i dünyanın en hızlı canlıları yapan şey bu eşsiz tarihimiz. Bize koşmayı öğreten ve bizleri kurtaran Lucknow Skyrunner onuruna bir anıt mezar yaptırdık. Mutlaka görmelisin!

Hikayeyi dinleyen Hoverkraft sonunda tüm bunların altında yatan tarihi gerçekleri öğrenmemin mutluluğu ve şaşkınlığı içindedir. Anıt mezara gitmeyi kabul eder.


Hover için yolunda giden işler maalesef Lider Panter açısından hiç de öyle değildir. Muhafazakar Büyücü Panter ve fedaileri kendisine saldırmış ve derdest etmişlerdir. Önde Büyücü Panter, ardında fedailerinin tuttuğu devrik Lider Panter olduğu halde kasaba meydanına gelirler. Durumun farkına varan ahali de herşeyi bırakıp meydana toplanmıştır. Büyücü kalabalığın yeterli olduğunu düşündüğü anda öne çıkar ve durumu açıklar:

- Eyyy ahali! Bugün karşınızda "lider" dediğiniz bu zavallı yaratığı yargılamak için bulunuyorum. Kendisi halkına, kültürüne, yaşam biçimine ihanet eden bir haindir! Gençlerimizin koşmayı bırakıp, teknoloji denen saçmalığın ardından gitmesine seyirci kalamazdım! Pervanelerle serinlemek demek bizi biz yapan değerlere sırtımızı dönmek demektir! Sen ey hain! Hakkındaki cezayı açıklamadan önce itiraf edip af dileyecek misin?

Hırpalandığı için hırpani bir görünüşe sahip olan eski lider, kalan son gücüyle doğruldu. Ama dudaklarından itiraf ya da af talebi değil şu sözler döküldü:

- Bugüne dek beni lider belleyip takip eden halkım! Sizden beni son kez dinlemenizi istiyorum. Liderler, hakkettikleri sürece takip edilir, edilmelidirler. Aynen bunun gibi bizi biz yapan değerler de "değerli" oldukları sürece yaşatılmalıdırlar. Bu çorak topraklarda yaşadığım ömrüm boyunca şunu anladım ki bizi biz yapan en büyük değerimiz olan koşmak, aynı zamanda kaderimizi de belirlemiş, bizi bu tozlu bozkıra mahkum etmiştir. Bu toprakların verimsizliğini bundan yüzlerce yıl önce yaşanan İskender faciasına bağladık. Ama doğa kendini yeniler. Eğer yenilemiyorsa bunun nedeni yaranın sürekli tazeleniyor olmasıdır. Evet bu topraklar yakıp yıkıldı. Tüm ağaçları kesildi. Tüm bitkileri kül oldu. Peki ya sonra? Bizler koşmaya başladık. Hiç durmadan, hiç dinlenmeden, hiç...... umursamadan. Her yıl göç etmek için topraklarımızı geçen sürülerle karnımızı doyurduk. Çünkü kimse burada kalıcı olmadı/olamadı. Buna biz izin vermedik. Antiloplar yetmeyince koşarken ağzımıza kaçan böceklerle avunduk. Pencap'ın Yüce Yeşil Panterleri böcek kapanı oldu. Böcekler olmayınca yerel bitkiler tozlaşma yoluyla üreyemedi. Sürekli yüksek hızlarda koşarak, rüzgarlarla başka yerlerden gelen tohumlar sayesinde geri gelen/gelmeye çalışan bitki örtüsünün gelişmesini de engelledik. Yere vurduğumuz her pati darbesiyle verimli toprağı toza çevirdik. Yarattığımız ısı dalgaları ve sonik patlamalarla yeşeren umutları kuruttuk. Bunu kendimize biz yaptık. Bizi biz yapan şey bizi bir canavara çevirdi. Farkedemedik. Taa ki... Taa ki Hoverkraft gelene dek! Onun o müthiş pervaneleri sayesinde koşmadan serinleyebileceğimiz bir geleceğin mümkün olduğunu gördüm! Gün batımından gece karanlığına dek koşan ama hiç bir yere varamayan gençlerimiz için bir umut belirdi. Ben ise sadece bu umudu yeşertmek istedim. Aynen bu toprakların bir zamanlar olduğu gibi....


-YETER!

dedi Büyücü... Bunun kendi zaferi olması gerekiyordu ama zafer konuşmasını Lider Panter yapıyor gibiydi. Halktan da homurtu ve çeşitli diğer kedigillere özgü sesler çıkmaya başlamıştı bu konuşmanın ardından... Olay daha fazla kontrolden çıkmadan yargılamayı bitirmeye karar verdi:

- Bu anlattıkların saçma sapan şeyler! Hepiniz şahitsiniz! Bu Hover denen ifrit batıdan gelmedi mi? Batıdan gelen neyin bize faydası dokunmuş ki? Büyük iskender de batıdan gelmedi mi? Yine öyle olmasını mı istiyorsunuz he! O Hoverkraft'ın rüzgarına takılanların gideceği tek yer İskender'in alevleridir!

Bu sert çıkışın ardından fedailerinden birini çağırıp idam için hazırlanmalarını söyledi. Pencap'da idam çok seyrek uygulanan bir cezaydı. Hatta öyle ki en son ne zaman birini idam ettiklerini hatırlamıyorlardı. Ama nasıl idam edeceklerini biliyorlardı. Bu her Pencaplı Yeşil Panter'e daha çocukken anlatılan bir yöntemdi. Böylece küçük yaşta adaletten korkmayı öğreniyorlardı. Yöntem basitti: İdam mahkumunun el va ayakları kullanamayacağı şekilde, adeta kundakdaki bir bebek veya bir mumya gibi vücuduna sargılarla sarılır. Sadece başı açıkta kalır. Ardından iki Pencaplı Panter mahkumun iki yanına geçip tutarak koşmaya başlarlar. Koşu idam kayası denen; uzun, dar, granitten doğal yollarla oluşmuş dikili taşa kadar devam eder. Kayaya varıldığı anda cellatlar mahkumu, kafasını kayaya gömçüreceği şekilde bırakarak ayrılırlar. Mahkum kafasını kayaya gömçürür. Mahkum ölür. Adalet yaşar...


Bu sırada anıt mezarda....


Hover'e rehberlik eden Pencaplı gençler heyecanla anıt mezarın önünde toplanmışlar ve Hover'in onlara katılmasını bekliyorlardı. Etraftaki çeşitli kabartmalara, duvar yazılarına bakar gibi yapan Hover aslında örgütteki üstlerine rapor vermekle meşguldü. Isı kaynağını bulduğunu ve durdurmak için aklına parlak bir fikir geldiğini ayrıntıya girmeden söyleyerek, üstlerinin bir sonraki raporu heyecan ve merakla beklemelerini sağladıktan sonra kendisini anıtın önünde beklemekten adeta anıt olmuş gençlere katıldı.

Anıt yaklaşık 5 metre yükseklikteki bir kaidenin üstünde duran, sırt üstü yatmış bir Pencaplı Yeşil Panter heykelinden ibaretti. İşin ilginç yanı bacakları sanki koşuyormuş gibi bir pozüsyondaydı. Hover'in boş bakışlarından kuşkulanan gençlerden biri açıklama gereği hissetti:

- Bizim inancımıza göre Lucknow Skyrunner öldükten sonra göğe yükseldi ve gökyüzünde ebedi koşusuna devam ediyor. Zaten "skyrunner" soyadını da soyadı kanunu çıktıktan sonra kendisini onore etmek için biz verdik. Bu nedenle heykeli sırt üstü pozüsyonda ve ayakları gök kubbeye bakar şekilde dizayn edildi. Çünkü gök kubbede ancak bu şekilde koşabilirsin değil mi? yani ters olarak... Aksi takdirde uçuyor gibi görünürdü ki bu tamamen saçma olurdu!

- Evet çok saçma olurdu...

...diye onayladı Hover bu açıklamayı. Anlaşılan Pencaplı Panterler gökyüzünü hala bir tür kabuk misali bir kapalı kubbe sanıyorlardı.

Bu kültür turizmi aktivitesini, önce uzaklardan gelen ama kısa sürede diplerinde bitiveren bir haykırış bozdu:

"Öldürecekler! Lideri idam edecekler! Hover'i suçluyorlar! Lütfen durdurun onları!"

Feryat figan yanlarına gelen, Lider Panter'in emir erliğini yapan panterdi. Her ne kadar tam olarak ne olduğunu anlamasalarda kötü birşeyler olduğu veya olmak üzere olduğu açıktı. Hızla yola çıktılar.

Kasabaya vardıklarında idam için her şey hazırlanmıştı. Büyücü Puantiyeli Yeşil Panter, son anda yetişip dikkatleri üstlerine çeken bu muhalif seyircilerden hoşlanmasa da bir sonraki hedefi Hoverkraft'ın burada olmasına içten içe sevinmişti. Gücü tamamen eline geçirdikten sonra hem ondan hem de yanında gezdirdiği, özünü unutmuş batı özentisi gezici gençlerden kurtulacaktı. Evet onlara "gezici gençler" diyordu. Sürekli Hover ile birlikte gezdikleri için...


Genç panterlerin haykırışları, itirazları ve halkı buna engel olmaları için ikna çabaları işe yaramıyordu. Sanki tüm toplumun basireti bağlanmış ve bağın tepesine gordion düğümü atılmıştı. Bu düğümü çözecek kişi kim olabilirdi? Elbette ki Hoverkraft!

Öne atıldı ve aynen Lucknow Skyrunner'ın Büyük iskender'e yaptığı gibi Büyücü Pencaplı Puantiyeli Yeşil Panter'e meydan okudu!

- Sana meydan okuyorum! Evet sana, sana, hepinize... değil sadece sana! Yüzüne tükürürdüm ama ondan da anlamazsın! Sizin kültürünüzde tükürmek yok tabi... Anlıyorum... Ama koşmak var! Evet sana koşu konusunda meydan okuyorum! Hani o çok "değerli" değeriniz var ya! Hani uğruna kan dökmekten çekinmediğiniz, sizi siz yapan "koşmak"tan bahsediyorum! Var mısın yarışa? Eğer sen yenersen batıdan gizli bir görevle gelen, gizli bir örgüt için çalışan, gizli bir ajan olduğumu itiraf edip, senin haklı olduğunu kabul ederek kaderimi ellerine bırakacağım. Ama ben kazanırsam lideri serbest bırakıp bu topraklardan bir daha dönmemek üzere defolacaksın! Kabul mü?

Her ne kadar meydan okumayı kazanarak elde edeceklerini ve hatta daha fazlasını meydan okumayı reddederek de yapilecek konumda olsa da gerek kendini beğenmişliği, gerek halkın üstünde bırakmak istediği etki ve gerekse yarışı kolayca kazanabileceğine duyduğu kesin inanç nedeniyle Büyücü Panter meydan okumayı kabul etti. Zaten kültürlerine göre de öyle davranması gerekirdi. Hem bu olaylar sırasınca uzun bir süredir koşmamıştı. Hamlamak istemezdi. Bu güzel bir antreman olacaktı.

Yarışın kurallarını Hover açıkladı. Basitti: Kasaba meydanına bir bayrak dikilecek ardından iki yarışmacı eşit mesafede geri çekilip aynı anda bayrağa doğru koşacaklardı. Bayrağa ilk ulaşan yarışı kazanacaktı.

Pencaplı Panterler'in hızları sağolsun hazırlıklar kısa sürede tamamlandı. İki rakip bayraktan tam olarak 5'er kilometre uzaktaki başlangıç noktalarına çekildiler. Etrafta kelimenin tam anlamıyla bir ölüm sessizliği vardı. Zira yarıştan sonra muhtemelen birileri ölecekti. Ve sonunda kasaba meydanında duran borozancı başı yarışın başlaması için gereken işareti vermek üzere devasa borozanın başına geçerek yanan oku fırlattı. İşareti gören iki rakip yerlerinden fırladılar. Elbette Büyücü Panter'le kıyaslandığında Hover'in kalkışı fırlamadan ziyade daha çok zengin kalkışını anımsatıyordu. Büyücü ise rahattı. Hatta zevkini çıkartmak için yavaş koştuğu bile söylenebilirdi. Ama Hover'in bir ajan olduğunu hesaba katmamıştı. Ve bu onun en büyük hatası olacaktı. Her gizli ajanın olduğu gibi Hoverkraft'ın da çekeceği son bir numarası vardı. Vakit kaybetmeden motoruna bağlı olan iki sanai tüpü dolusu nitro-oksidi serbest bırakacak düğmeye bastı. Ve saniyeler içinde o zamana dek Pencap Bozkırları'nda bile görülmemiş bir hıza ulaştı! Ancak Büyücü de bayrağa yaklaşmıştı. Sadece bir kaç yüz metre kalmıştı ki Hover'in korkunç bir hızla bayrağa yaklaşmakta olduğunu gördü. Bu nasıl olabilirdi? Dehşete kapılan Büyücü tüm gücünü toplayarak hızının limitlerine ulaştı. Hover de neredeyse hızdan bayılacak noktaya varmıştı. Vücudundaki tüm motor yağının kartelasına çöktüğünü hissedebiliyordu. Ve......

Bayrağı Büyücü kaptı!

Sürekli süpersonik hızda koştuklarından yüksek hızda görmeye alışmış tüm Pencaplı Panterler olayı ağır çekim gibi izliyorlardı ve Hover'in bu muhteşem hızına rağmen kaybetmesine neredeyse üzülmüşlerdi. Ama bir dakika... ne oluyordu?

Olan şuydu: Hover'in planı işe yaramıştı. İki rakip öyle yüksek hızlara ulaşmışlardı ki bu noktada bırakın duramayı yön bile değiştiremezlerdi. Kaçınılmaz olan oldu ve Hover ile Büyücü çarpıştılar. Hem de ne çarpışma! Zira birlerine doğru hareket eden cisimler çarpıştıklarında ortaya çıkan kinetik enerjinin miktarı hızların toplamının bir fonksiyonudur.

Toz bulutu dağıldığında meydan en basit tabiriyle Hoverkraft'a kalmıştı. Zira Büyücü Panter kısa boyu nedeniyle Hoverkraft'ın hava yastıklarına çarpmıştı ve hava yastıklarının esnek yapısı sayesinde aynen trambolinde zıplayan bir panter gibi havaya fırlamıştı! Kasaba halkı ne olduğunu anlamaya çalışa dursun bu sıraba Büyücü Panter halen elindeki bayrakla birlikte havada uçmakla meşguldü... Vücudundaki kemiklerin %90'ı kırılmış ve iç kanama nedeniyle iç organları kan ağlıyordu. Yere düşüşü sonunu getirecekti. Bu kesindi. Ancak tuhaf bir şekilde havada kaldığı bu süre içinde hiç olmadığı kadar huzurlu hissediyordu. İçindeki tüm kin ve öfkeden, tüm iktidar hırsından kurtulmuştu. Ölümlülüğünü kabul etmiş ve kaderine razı gelmişti. Hatta Hover'in çektiği numarayı takdir etti... Yenildiğine göre demek ki haklı da değildi... Demek ki değişim kaçınılmazdı. "Keşke bunu daha önce farketseydim." diye düşündü.

Ancak ne bu son anda gelen aydınlanma ve bilgelik ne de kabulleniş kaderin ona oynayacağı son oyunu değiştirmeye yetmedi. Büyücü Puantiyeli Yeşil Panter'in yaralı vücudu Lucknow Skyrunner'ın heykelinin tam üstüne düştü. Heykelin göğe bakan ayakları, bu zavallı yobazın göğsünü delip geçti.

Pencaplı Panterler her ne kadar Büyücü'nün ders verir nitelikteki sonundan henüz haberdar olmasalar da ihtiyarın bu çarpışmadan sağ çıkamayacağını biliyorlardı. Herşey bitmişti. Liderlerini çözüp tekrardan lider olarak kabullendiler. Büyücü'nün fedaileri kasabadan sürüldü.

Hover ise yavaş yavaş kendine geliyordu. Daha önce hiç bu kadar hızlı gitmemişti. Etrafına bakındı... Gençlerin yüzündeki mutlu ifadeden başardığını anlamıştı.


Bir kaç ay sonra Calefactio Templariis gizli üssünde....

- Bay Hover! Raporunuzu okudum. Öncelikle tebrik ederim. Bu süper hızlı hayvanları yenilenebilir enerji üretmek için kullanmanız harika bir fikirdi. Böylelikle hem gerekisiz yere ısı üretmekten ve yaşadıkları habitatı mahvetmekten kurtuldular hem de kültürlerini yaşatmaya devam ettiler. Rüzgar santrallerini koşu bantlarına bağlamak gerçekten olağanüstü bir çözüm!

- Onlara hayvan demeyelim! Onların bir ismi var: PENCAPLI YEŞİL PANTERLER!



The End



Düzenleme hoverkraft - 14 Şehmuz 18 saat 15:06
Diğer insanlara benzemememle tanınırım!
Sayfa Başı
 Cevarp Yaz Cevarp Yaz

Foruma Zıpla Forum Yetkilersi Liste Göster